Logo

Yerel seçimler ve sonrası


-I-

1- Bugünün Türkiye’sinde yerel seçimlerin temel işlevi, gerçekleştiği dönemin düzen içi siyasal güç dengelerine daha çok da seçmen desteği yönünden belirli bir açıklık kazandırmasıdır. 31 Mart yerel seçimlerinde gerçekleşen de bu olmuştur. Seçim sonuçları, dinci-faşist iktidarın seçmen desteğinde belirgin bir azalma, tersinden ise düzen muhalefetinin desteğinde dikkate değer bir artış olduğunu ortaya koymuştur. Burada muhalefetin etkin bir başarısı değil, fakat iktidarın belirgin bir güç kaybı söz konusudur. Temel iç ve dış sorunlarda açık alternatif bir politikadan yoksun düzen muhalefetinin seçmen kitlelerinin daha geniş kesimlerine güven vermesinden çok, dinci-faşist iktidarın belirli bir seçmen kesiminin güvenini, dolayısıyla oy desteğini yitirmesi durumuyla karşı karşıyayız.

2- Bataktaki ekonomiyi bir parça rahatlatmak ve uluslararası finans çevrelerine güven vermek üzere yeni bir düzeyde uygulanan sosyal yıkım politikalarının iyiden iyiye çekilmez hale getirdiği ağır yaşam koşulları, ortaya çıkan yeni tablonun en önemli nedenidir. Bunun da bir uzantısı olarak bu kez seçim rüşvetlerinin dağıtılamaması, Filistin sorununda izlenen apaçık riyakar politikanın her seçimde etkili bir biçimde kullanılan din istismarını bu kez darbelemesi, İsrail ile ilişkiler de dahil ABD-NATO emperyalist blokuna gizlenemeyen teslimiyetin “yerli ve milli”lik söylemini etkisizleştirmesi, dini ölçü ve referansları kamusal ve toplumsal yaşama yeni bir düzeyde dayatmaya yönelik adımların yarattığı toplumsal huzursuzluğun genişlemesi, Kürt halkının kazanımlarını yok etmedeki gözükaralığın özellikle büyük kentlerde Kürt seçmen davranışına etkisi, toplumsal-kültürel ve moral plandaki genel çürüme ve kokuşma vb., tümü bir arada ortaya çıkan sonuçta etkili olmuştur. Gelinen yerde CHP’de odaklaşan düzen muhalefetine ise bunun sonuçlarından adeta kendiliğinden yararlanmak kalmıştır.

3- Söz konusu olan basitçe edilgen bir seçmen desteği kayması olsa da yerel seçimlerle birlikte ortaya çıkan yeni tablonun siyasal sonuçları yine de önemlidir. Son on yıldan beridir AKP artık yalnızca hükümet değil fakat gerçek bir devlet partisi, elbette faşist ortağı ile birlikte devleti ele geçirmiş bir partidir. Ama yine de bugüne kadar, kendini tüm topluma dayatmada ve tüm önemli saldırıları belli bir kolaylıkla uygulayabilmede, sahip olduğu seçmen desteğini etkili bir meşruiyet kaynağı olarak kullanageldi. 31 Mart yerel seçimlerinin ortaya çıkardığı yeni tablo onu bu destekten, dolayısıyla etkili bir meşruiyet imkân ve aracından hiç değilse şimdilik yoksun bırakmıştır. Bu bundan böyle onun için önemli bir handikaptır ve tam da seçim sonrası için hazırlanmakta olduğu yeni saldırılarda işini belirgin biçimde zora sokacaktır.

-II-

4- Halen IMF ile örtülü bir anlaşma çerçevesinde kısmen uygulanan ama seçimlerin ardından tüm kapsamıyla gündeme getirilecek olan ağır sosyal yıkım programı, dinci-faşist iktidarın hazırlandığı saldırıların ilki ve en önemlisidir. Seçimlerin hemen ardından tekelci sermaye örgütlerinin ağız birliği halinde “artık ekonomiye odaklanmalı” söyleminin anlamı da budur.

Ekonomik ve sosyal yıkım saldırısının kaçınılmaz olarak doğuracağı hoşnutsuzluk ve mücadeleleri dizginlemek üzere, baskı ve terör rejiminin yeni bir düzeyde pekiştirilmesi ise aynı saldırı sürecine eşlik edecek olan politik boyutu oluşturmaktadır. İşçi sınıfı hareketi, genel toplumsal muhalefet ve ilerici-devrimci hareket sosyal yıkımla bağlantılı bu saldırı alanının ana hedefleri durumundadır.

Bir üçüncü temel saldırı alanı, Kürt halkının bölgesel düzeydeki kazanımlarını yok etmeye yönelik sonu gelmeyen adımlardır. Aylardır bu doğrultuda hummalı diplomatik, politik ve askeri hazırlıkları biliyoruz. Seçim sonrası balkon konuşmasında Tayyip Erdoğan’ın buna özellikle vurgulu bir biçimde işaret ettiğini de...

Dinci-faşist iktidarın seçimler sonrası için hazırlandığı dördüncü bir önemli saldırı adımı, bugüne kadarki siyasal kazanımlarına anayasal düzeyde hukuksal bir biçim vermek üzere düşünülen “yeni anayasa”dır. Bu hazırlık doğal olarak dinci-gerici esasların kamusal ve toplumsal yaşama yeni bir düzeyde dayatılmasına yönelik bir dizi adımın önünü açmak niyet ve hesabını da içermektedir.

Yaşadığı seçim yenilgisi dinci faşist iktidarı bu saldırıların hiçbirinden alıkoymayacaktır. Ama genel seçimlerdeki başarıyı bir yerel seçim başarısıyla pekiştirme ve tüm bu saldırılara buradan alınan politik-moral güçle girişme hesabı halen boşa çıkmış durumdadır. Bu da iktidarın tüm saldırı alanlarında işinin her bakımdan daha zor olacağı anlamına gelmektedir.

5- İktidarın ilk iki saldırı maddesinde herhangi bir yeni tercih yapmak şansı yoktur. Çöküntü halindeki ekonomiyi bir parça rahatlatmak için resmi ya da örtülü IMF reçetesi uygulanacaktır. Doğuracağı tepkiler her yolla dizginlenmeye ve eyleme dönüştüğü her durumda ezilmeye çalışılacaktır. Tersinden ise, işçi sınıfı ve emekçilerin bu pervasızlığa karşı direnebilmesinin politik ve moral olanakları düne göre daha güçlüdür. 2023 Mayıs seçimlerinin yarattığı derin hayal kırıklığı ve moral yıkım, iktidarın beklenmedik bir seçim yenilgisi karşısında bu kez tersinden abartılı bir iyimserliğe ve özgüvene yol açmıştır. Bu, etkin saldırılar karşısında kitlelerin direncini muhakkak ki artıracaktır. Seçimi izleyen Van saldırısı karşısında gösterilen yaygın ve etkili direniş bunun ilk örneği olmuş, bundan sonrası için de önemli bir emsal oluşturmuştur. Kuşkusuz dinci-faşist iktidar da bunu gözeten ve önünü almaya yönelen hamlelerle ortaya çıkacaktır. Dolayısıyla yeni durumlarda işler Van saldırısını püskürtmedeki denli kolay olmayabilecektir. Kitlelerdeki güven havası korunmalı, ama bu hiçbir biçimde kolay başarı beklentilerine yol açmamalıdır.

6- Seçimi izleyen balkon konuşmasında iki saldırı alanı açıklıkla dile getirilmiştir. İlki izlenen ekonomi politikalarının sürdürülmesi, ikincisi ise Kürt sorununda inkara, imhaya ve savaşa dayalı politikada ısrardır. Seçimi önceleyen ayların yoğun girişimleri ve hazırlıkları dinci-faşist iktidarın bu alandaki kararlılığının bir göstergesidir. Yerel seçimlerin ortaya çıkardığı yeni tablo onu niyet ve hesaplarından alıkoymayacak, dahası bir bakıma bu politikada ısrara mecbur bırakacaktır. ABD emperyalizmi ve saldırgan NATO bloku ile hızla düzelen ve pekişen ilişkiler, artı uluslararası finans çevrelerine güven vermeye dayalı mevcut ekonomi politikası, iktidarın her seçim kampanyasında etkili bir biçimde kullandığı milliyetçi söyleme, açık soykırıma rağmen İsrail ile ilişkilerin olduğu gibi sürdürülmesi ise din istismarına dayalı politikaya önemli birer darbe olmuştur.

7- İktidarın yeni dönemde nasıl bir Kürt politikası izleyeceğine bu gerçeklerin de ışığında bakmak gerekir. Çözüm süreci çöktüğünden beri Kürt sorunu toplumu yönetmenin, muhalefeti dizayn etmenin ve elbette ki seçimleri kazanabilmenin önemli bir olanağı olageldi dinci-faşist iktidarın elinde. 31 Mart yerel seçimlerinin ortaya çıkardığı yeni tablo karşısında iktidar bundan böyle bu kirli silahı kullanmaya daha çok muhtaç, adeta mecbur durumdadır. Halen şovenist histeriyi yeni bir düzeyde depreştirmek, böylece düzen muhalefetini bir kez daha açmaza alarak yedeklemek ve toplumsal desteğini de olanaklıysa bu yolla yeniden güçlendirmek dışında bir seçeneği yoktur. Bu politikanın yeni dönemdeki ağırlıklı uygulama alanı Irak Kürdistanı olacaktır. ABD karşısında artık daha zayıf durumda olan Tayyip Erdoğan iktidarı, Rojava’daki duruma katlanma karşılığında, Güney Kürdistan üzerinden gündeme getirilecek bir savaş için onun desteğini almak peşindedir. İran’ın Irak’taki etkisini sınırlama gibi daha kapsamlı bir hedef çevresinde, bu ABD’nin de özellikle destekleyebileceği bir girişimdir. Tayyip Erdoğan’ın Mayıs ayındaki Beyaz Saray görüşmesinin temel gündemlerinden biri budur ve sonucun ne olacağı buradaki kirli pazarlıkların ardından açıklık kazanacaktır.

8- Ve nihayet dördüncü bir saldırı başlığı olarak “yeni anayasa” sorunu. Yerel seçimlerin ortaya çıkardığı yeni tablo, iktidarı en çok bu konuda zorlayacaktır. Zira seçmen desteğini belirgin biçimde yitirmiş, dahası yirmi yıl sonra ilk kez olarak ikinci parti durumuna düşmüş bir iktidar bu türden bir girişimin uygun politik-moral dayanaklarından yoksun kalmıştır. Elbette bu, iktidarı bunu zorlamaktan alıkoymayacaktır. Mevcut parlamentonun dinci-faşist bileşimi iktidar için bu doğrultuda önemli bir olanaktır. Ama bu bileşimin ürünü bir yeni anayasa, parlamenter bir darbe olmaktan öte bir anlam taşımayacak, çok daha büyük sorunları birlikte getirecek, rejim krizine içinden çıkılamaz boyutlar kazandıracaktır.

-III-

9- Batılı emperyalistlerle uyum içinde büyük burjuvazinin tüm kesimleri AKP’nin önünü bizzat açmışlar ve uzun yıllar boyunca onu blok halinde desteklemişlerdi. Ardından AKP kendi özel hedeflerine yönelip sorunlar yarattıkça, büyük burjuvazinin bir kesimi, daha çok da TÜSİAD burjuvazisi, yine batılı emperyalistlerle uyum içinde onu sınırlayacak başarısız arayışlara girmişti. 2018 seçimleriyle birlikte bu arayışlar bir yana bırakıldı. Büyük burjuvazinin tüm kesimleri yeniden dinci-faşist iktidar etrafında bütünleşti.

Aralık 2018’de toplanan TKİP VI. Kongresi bu yeni durumu açıklıkla kaydetti:

“… Şimdi yeni bir durum var. Artık tüm kesimleriyle büyük burjuvazi yeniden blok halinde dinci-faşist iktidarı desteklemektedir. Ekonomik ve sosyal krizin alabildiğine ağırlaştığı günümüz koşullarında bu onlar payına bir tür zorunluluktur. Zira krizin etki ve sonuçlarına karşı işçi sınıfını ve emekçileri dizginlemekte bugün için daha uygun, işlevli ve olanaklı bir alternatiften yoksundurlar. Mevcut iktidar emekçi kitlelerin bir kesimini dinci-şoven ideolojiyle denetim altında tutmakta, mücadeleye açık öteki kesimlerini ise baskı, yasaklar ve kaba zorla dizginlemektedir. Bu, kriz koşullarında sermaye sınıfının bütünü için vazgeçilemez bir imkandır. Nitekim Tayyip Erdoğan da iktidarının bu yönünü gitgide daha çok öne çıkarmakta, büyük burjuvazinin ve emperyalist odakların desteğini buradan hareketle korumaya ve güçlendirmeye çalışmaktadır.” (Sınıfa Karşı Sınıf! / TKİP VI. Kongresi Belgeleri, Eksen Yayıncılık, s.68)

10- 31 Mart yerel seçimlerinin ortaya çıkardığı tablo, bu tutumda ve tercihte bir değişlik yaratmış değildir ve görünür bir gelecek için de yaratmayacaktır. Ama yine de seçimlerle birlikte çok önemli bir yeni durum söz konusudur. Çoktandır bir devlet partisi olmanın sağladığı muazzam imkanların yanı sıra bin bir hileyle korumayı başardığı seçmen desteği, AKP’ye içerde tüm kesimleriyle büyük burjuvazi ve dışarda emperyalizm için vazgeçilemez bir konum kazandırıyordu. Ama artık bu konum içerde olduğu kadar dışarıda da tartışmalı hale gelmiştir. Şimdi dışarda emperyalistler ve içerde tekelci burjuvazi, birbiriyle uyumlu biçimde, ikili bir avantaj elde etmişlerdir: İktidarın son seçimlerle tescillenen zayıflığını mümkün mertebe istismar ederek icraat ve dolayısıyla hizmetlerinden en iyi biçimde yararlanmak, fakat öte yandan İmamoğlu CHP’si şahsında ortaya çıkan yeni alternatifi gelecek için adım adım hazırlamak.

11- 31 Mart seçimlerine emperyalist dünyadan ve tekelci sermaye örgütlerinden gelen ilk tepkiler bunu açıkça göstermektedir. Özellikle batılı emperyalist çevreler, AKP iktidarının aldığı darbenin altını çizmekte, fakat yeni bir seçime kadarki meşruiyetini hiçbir biçimde tartışma konusu etmemektedirler. Belli ki özellikle son bir yılda belirgin bir uyum çizgisine oturmuş Tayyip Erdoğan ile Türkiye’de ama özellikle de Türkiye’yi çevreleyen kriz bölgelerinde daha yapacakları önemli işler var. Batılı emperyalistlerle uyumu her zaman koruyan işbirlikçi tekelci sermaye çevreleri ise, ortaya çıkan yeni güç dengesini kesin bir imkan olarak gördükleri halde seçim sonuçları değerlendirmesine girmeden iktidarın artık ekonomiye odaklanması gerektiğinin altını çizmektedirler. Bu arada, önümüzde seçimsiz geçecek dört yıllık önemli bir zaman dilimi var diyerek iktidarın meşruiyetini özenle vurgulamaktadırlar. Kendini şimdiden bir sonraki seçimin favorisi olarak gören CHP yönetimi de herhangi bir erken seçim talebi olmadığının altını çizerek bu konuda onlarla uyumlu hareket etmektedir. Böylece bir yandan halka ağır bir fatura ödeterek bataktaki ekonomiyi düze çıkarma misyonu üstlenmiş iktidarın daha da yıpranmasını beklemekte, öte yandan büyük burjuvaziye ve emperyalizme sorumlu muhalefet mesajı vermektedir.

12- Tekelci sermaye örgütleri seçim sonuçlarını yorumlamaktan özenle kaçınarak, en fazla seçimi Türk demokrasisinin yeni bir olgunluk sınavı sayıp geçerek ağız birliği halinde “artık ekonomiye odaklanmalı” mesajı verdiklerini ifade etmiştik. Ama içlerinden birinin, AKP’ye geçmişte alternatif aramaya niyetlenmiş ama başarısız kalınca uzun yıllar boyunca geri çekilerek onu desteklemiş TÜSİAD’ın son derece kısa mesajında yer alan şu ifadeler yine de dikkat çekicidir: “…Yerel seçimlerin ardından ekonomimizi, demokrasimizi ve hukuk sistemimizi güçlendirecek yapısal reformlara hızla odaklanarak daha gelişmiş, saygın, adil ve çevreci Türkiye hedefine ulaşmak üzere elbirliğiyle çalışmalıyız.” “Demokrasi ve hukuk sistemi” ya da “saygın, adil ve çevreci Türkiye” bahsinde AKP’nin tam yirmi yıldır ne yapmakta olduğu çok iyi bilindiğine göre, bu vurguları aynı zamanda bir alternatif ihtiyacı olarak değerlendirmek gerekmektedir.

Öte yandan, 31 Mart seçimlerinden yalnızca bir gün önce, Tayyip Erdoğan’ın silah tüccarı damadını en güçlü “veliaht” ilan eden bir makale yayınlayan Wall Street Journal, seçimlerin hemen ardından yaptığı değerlendirmede, “Seçimler, İmamoğlu’nun muhalefeti birleştirebilecek bir yıldız gücüyle Erdoğan’ın en zorlu rakibi olma yolundaki konumunu pekiştirdi”ğinin altını çizdi. Bu tespiti şu değerlendirme izledi: “… Cumhurbaşkanı kitleleri ateşlemek için milliyetçilik ve İslamcı popülizmi bir arada kullandı. Ancak bu artık başarısız yönetimin üstesinden gelmek için yeterli olmayabilir. Türkiye’nin daha iyi bir yönetime, Batı’nın da Ankara’da daha iyi bir NATO müttefikine ihtiyacı var. 31 Mart’taki sonuçlar Türk demokrasisinin henüz ölmediğini gösteriyor.”

Amerikan finans çevrelerinin ve dolayısıyla emperyalist dünyanın bu son derece önemli ve etkili organının vurgulu harflerle verdiğimiz cümlesi, batı emperyalizmi ve onlarla tam uyum halindeki TÜSİAD sermayesi hesabına tanımlanmış son derece açık bir ihtiyaç ve hedefe işaret etmektedir. Bu mesajı herkesten daha iyi anlayıp alabilecek konumda olan CHP ve onun yükselen yıldızı Ekrem İmamoğlu, AKP’siz AKP düzenini devralmak üzere, “sorumlu muhalefet” çizgisinde sabırla sıralarını ve zamanlarını bekleyeceklerdir.

-IV-

13- 2019’da olduğu gibi 31 Mart 2024 yerel seçimlerinin de Kürdistan illeri açısından önemi, kayyumlarla gasp edilen belediyelerden gelmekteydi. Tıpkı 2019’da olduğu gibi hile ve gaspla elde tutulabilen birkaçı hariç, Kürt siyasal hareketi tüm ötekilerini bir kez daha geri almayı başarmıştır. 2015’ten beri kesintisiz bir biçimde süren çok yönlü ezip teslim alma saldırılarına rağmen bunu başarabilmiş olmak, Kürt halkı ve hareketinin ortaya koyduğu güçlü ve onurlu direnişin bir göstergesidir. Dinci-faşist gericiliğin toplumun üstüne adeta bunaltıcı bir karabasan olarak bindiği bugünün Türkiye’sinde bunun büyük bir önemi vardır. Van saldırısının püskürtülmesinde ortaya konulan direncin iktidar karşıtı toplamsal katmanlar üzerinde yarattığı olumlu moral etki bile bu konuda bir fikir vermektedir.

14- Kapitalist düzen altında yerel yönetimler merkezi iktidarın yerel uzantısı, dolayısıyla burjuva iktidar aygıtının organik bir parçasıdır. Yerel yönetimlere ilişkin tüm siyasal, idari, hukuki ve elbette iktisadi-mali ilişki ve düzenlemeler buna göre oluşturulur. Burjuva sınıf egemenliğinin bütünsel işleyişi bakımından zorunlu görülen uyum bu yolla güvence altına alınmış olur. Bu uyumu aşmaya yönelecek her girişim ise ya çok yönlü bir kuşatmayla etkisizleştirilir ya da kaba önlemlerle dosdoğru bertaraf edilir. Kürdistan illerinde izlenen kayyum politikası bu ikinci durumun iyi bir örneğidir. Dahası ne tarihin bu evresine ve ne de Türkiye’ye özgüdür. Bunu bilmemek dünya işçi sınıfı hareketinin temel önemde bir deneyim alanından habersiz olmak, bilip de bilmezlikten gelmek ise ideolojik ve moral bir çürüme yaşamak anlamına gelmektedir.

15- Yerel seçimler konusunda kötü ünlü İngiliz fabianizminden II. Enternasyonal’e miras “belediye sosyalizmi” konusunda partimiz, 2004 yerel seçimlerinden beri, yani tam yirmi yıldır ilkeli bir mücadele yürütmektedir. Bir önceki (31 Mart 2019) yerel seçimlere ilişkin değerlendirmemizin sonuç bölümünü oluşturan aşağıdaki pasaj, son seçimlerin ardından sola ilişkin söylenebileceklerin esasını zaten içermektedir:

“Seçimlerden devrimci politik amaçlarla yararlanmak ile kapitalist düzenin temel gerçeklerini unutarak reformist boş hayaller yaymak temelden farklı şeylerdir. Devrimciler yerel seçimlere, kurulu düzen tabanı üzerinde tümüyle farklı bir yerel yönetim deneyimi ile sorunları çözebileceklerini iddia etmek için değil, fakat tam da bunun bu düzenin temelleri korundukça neden yapılamayacağını anlatmak üzere katılırlar. Merkezi siyasal iktidar (ve başlıca kamu gelirleri) burjuvazinin elinde ve birikmiş zenginlikler sermayenin tekelinde kaldığı sürece, yapılabileceklerin ancak çok sınırlı, çok iğreti ve tümüyle geçici olabileceğini yüreklilikle söylerler. Son derece küçük bir yerleşim alanının sınırlı bazı başarılarını alıp ‘komünist belediyecilik modeli’ olarak sunmak, kitleleri boş hayallerle aldatmak ve reformizmin değirmenine su taşımaktır.

“Bunlar yüzyıllık tartışmalardır. Dünya komünist ve işçi hareketinin bu konuda yüzyılı aşan bir deneyimi vardır. Genel sonuç şudur: Parlamentarizme, onun özel bir uzantısı olarak millendarizme (bakanlıkçılık) ve nihayet belediye sosyalizmine eğilim, devrimci olmak iddiasındaki akımlar için zamanla ve kaçınılmaz bir biçimde bozulmanın ve çürümenin en kestirme yoludur. Salt klasik bir örnek oluşturan İkinci Enternasyonal değil, fakat Komünist Enternasyonal ürünü devrimci sınıf partilerinin İkinci Dünya Savaşı sonrası deneyimleri de bu gerçeğin en tam, en kesin, en tartışmasız bir doğrulanması olmuştur.” (31 Mart yerel seçimleri üzerine, Ekim, Sayı: 316, 2 Nisan 2019)

16- 31 Mart yerel seçimleri parlamenter reformizmin, onun yerel seçimlere uyarlanmış biçimi olan “belediye sosyalizmi” heveslerinin açık bir iflası olmuştur. Onca söze, emeğe, çabaya rağmen elde edilen sözde “başarı”, 1970’lerin devrimci yükselişi döneminde solun kaleleri durumundaki bazı yerellerdeki sınırlı bir oy desteğinden ibaret kalmıştır. Dersim, Defne, Samandağ, hatta artık tümüyle bir burjuva semti olan Kadıköy, bunun örnekleridir. Seçim çalışmalarıyla burada sola yeni güçler kazanılmamış, zaten sola ait olan hazır bir birikim üzerine reformist sol grupların, özellikle de SİP hiziplerinin, onun liberal ile devletçi kanatlarının kısır çekişmesi yaşanmıştır. Bu arada gülünç bile denemeyecek bir ciddiyetsizlikle “komünist belediyeciliğin” kalesi sayılan Dersim’de, CHP ve AKP adayları 8 ilçeden 6’sını kazanarak, son on yıldır boş gevezeliklere konu edilen bir tartışmayı da böylece noktalamışlardır.

EKİM


Üste